0312 426 5454

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua.

Genel

Derealizasyon: Algının Bozulması ve Nörobiyolojik Mekanizmalar

Date

Author

Share Post:

Derealizasyon, bireyin çevresini gerçek dışı, sisli veya yapay olarak algıladığı bir dissosiyatif bozukluk bileşenidir. Genellikle depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu (DPDR) kapsamında ele alınır ve bireyin çevresindeki dünyanın sahte, rüya gibi veya duygusal olarak kopuk hissettirdiği bir deneyimle karakterizedir. Bu fenomenin altında yatan nörobiyolojik ve psikofizyolojik mekanizmalar, günümüzde birçok nörobilimsel ve klinik çalışmanın odağındadır.

Derealizasyonun nörobiyolojik temelleri arasında prefrontal korteksin limbik sistem üzerindeki inhibitör etkisinin artması, GABA ve glutamat dengesizliği ile duyusal entegrasyonun bozulması yer almaktadır. fMRI çalışmaları, derealizasyon yaşayan bireylerde prefrontal korteksin (PFC) aktivitesinde artış gözlemlendiğini göstermektedir. Bu artış, emosyonel deneyimin azalmasına ve çevrenin yabancılaşmış hissettirilmesine neden olabilir. Ayrıca, GABA’nın aşırı aktivasyonu ve glutamatın düşüklüğü, kortikal işlemenin yavaşlamasına ve duyusal algının değişmesine sebep olarak çevrenin bulanık, gerçek dışı ve kopuk hissedilmesine yol açabilir. Vestibüler sistem ile somatosensoriyel girdiler arasındaki senkronizasyon kaybı da bireyin mekânsal farkındalığını bozarak çevresini yabancı hissetmesine neden olabilir.

Psikofizyolojik faktörler arasında stres ve hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) aksı ilişkisi önemli bir yer tutmaktadır. Kronik stresin HPA aksını aşırı aktive ederek kortizol seviyelerini yükselttiği ve hipokampus hacim kaybına yol açarak duyusal entegrasyonu bozduğu gösterilmiştir. EEG çalışmalarında, derealizasyon yaşayan bireylerde beta dalgalarının aşırı aktivitesi ve alfa dalgalarının baskılanması gözlemlenmiştir. Bu değişiklikler, bireyin çevresiyle ilgili duyusal verileri yorumlama şeklini değiştirerek gerçeklik algısını bozabilir.

Derealizasyon genellikle post-travmatik stres bozukluğu (PTSB), anksiyete bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte görülmektedir. Bazı vakalarda serotonerjik sistemin özellikle 5-HT2A reseptör hiperaktivitesi ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca, madde kullanımı ile tetiklenen derealizasyon vakalarında dopamin ve NMDA reseptörlerinin etkili olduğu bilinmektedir. Kronik marihuana kullanımının uzun vadede derealizasyon semptomlarını artırdığı ve sinaptik plastisiteyi bozduğu rapor edilmiştir.

Tedavi açısından farmakolojik ve psikoterapötik yaklaşımlar ön plandadır. Spesifik olarak onaylanmış bir farmakolojik tedavi bulunmamakla birlikte, SSRI (selektif serotonin geri alım inhibitörleri) ve NMDA modülatörlerinin etkinliği araştırılmaktadır. Özellikle ketamin gibi NMDA antagonisti ilaçların kısa süreli rahatlama sağladığı gözlemlenmiştir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), bireyin algısal bozulmalarla ilişkili bilişsel çarpıtmalarını ele alarak derealizasyon semptomlarını yönetmesine yardımcı olabilir. Mindfulness temelli terapiler ve somatik deneyimleme teknikleri, bireyin bedensel farkındalığını artırarak mevcut ana odaklanmasını teşvik eder ve dissosiyatif süreçlerin azalmasına yardımcı olabilir. Nursima Tekin

on

1 Comments On “Derealizasyon: Algının Bozulması ve Nörobiyolojik Mekanizmalar”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir